Nasıl anlatsam nerden başlasam? Sen 1 sene boyunca cebinde dezenfektanla gez, kapı kollarını çamaşır suyuyla yıka, yüzünü maskeyle kapla, ellerin eldivenden takmaktan kurusun ve sonunda yarasanın doğurduğu gelsin seni bulsun! Reva mı bana bu? Revaymış..
Gelin en baştan anlatayım. Yaklaşık 3 hafta önce (belki biraz daha fazladır) gece terlemeye başladım. Uyanıyorum bir bakıyorum yatak lök gibi, üstüm sırılsıklam. Üstümü değiştirip tekrar uyuyorum sabah bir uyanıyorum yine ter içindeyim. İlk önceleri evin içinin 70 derece sıcaklıkta olmasına bağlasam da evin diğer üyelerinde böyle bir durum yoktu. Sonra en yapmamam gereken şeyi yapıp Google’a gece terlemesi yazdım. İyi haber korona değildim kötü haber ise Google tahliline göre menopoza giriyordum. İstisnasız her ay ‘ulan bi menopoza girsem de şu çileden kurtulsam artık’ diye diye beyin gücümle ve biraz da yaşımın vermiş olduğu yetkiyle sanırım menopoza giriyordum. Nasıl bir his derseniz kötü tabi, bu yaşta ne menopozu diye insan kendine yediremiyor.
Bir iki gün içine boğazımdaki kaşıntı daha da artmaya başladı. İşin ilginç tarafı gece rahat uyuyordum hiç öksürmüyordum ama sabah kalktıktan sonra kaşıntı ve öksürük başlıyordu. Bu böyle olmayacak dedim kbb doktorundan randevu alıp gittim. Doktora şikayetlerimi söyledikten hemen sonra göğsümü gere gere ‘haa bu arada pcr testim negatif’ demeyi de ihmal etmedim. O çubuğa karşı gösterdiğim kahramanlığı herkesin bilmesi lazımdı. Doktor detaylıca muayene etti ve o da alerji tanısı koyup ilaç verip gönderdi.
İlaçlardan sonra boğazımdaki kaşıntı ve öksürük epey azaldı ama bu sefer de dikkatimi çeken bir iştahsızlık başladı. Reglime yaklaşık 7-8 gün vardı ve benim iştahtan duvarları ke
miriyor olmam lazımdı ama ilginç bir şekilde canım ya yemek istemiyordu ya da çok çabuk doyuyordum. İştahsızlığa bir iki gün sonra sırt ve bel ağrısı eşlik etmeye başladı. Regl olacaktım ve bel ağrısı çekmem normaldi ama iştahsızlık kafama takılıyordu. Ben, anamın karnından aç doğmuş ben, canım yemek istemiyordu. Bu şikayetlere hafif de halsizlik eklenince ben yine çubuk yollarına düştüm. Korona olamazdım çünkü daha 1 hafta önce negatiftim ve yüzde 80-90 dışarı çıkmıyordum. Bu şikayetler de adet öncesi sendromdu garanti ama yine de çubuklanayım da kafam rahat etsin diyip ikinci teste gittim. Hemşire beni tanıdı tabi. ‘torba getirdiniz mi yanınızda?’ diye sordu gülerek. ‘Bırak torbayı sok şu ızdırabı da bir an evvel bitsin’ dedim ve kurbanlık koyun gibi açtım ağzımı. Bu sefer akıllıca bir hareket yapıp peçeteyle dilimi tuttum hemşire bademcik ameliyatını yaptı bir saniyede. İşin en pislik kısmı olan burundan beyine girişte deriiiin bir nefes aldım hadi yolun açık olsun dedim ve üç saniyede bitirdim işi. İkinci test de negatif gelince bir yandan rahatladım ama bir yandan da vücudumda garip bir şeylerin döndüğünü hissediyordum. Bu basit bir adet öncesi sendrom değildi. Bir şey vardı ama ne?
Birkaç gün sonra sırt ve bel ağrım şiddetlendi, halsizlik arttı ve Pazar gecesi duşta lay lay şarkı söyleyip çıktıktan sonra o 70 derecelik evde acaip bir üşüme başladı. Hemen giyinip yorganın altına girdim. Ne kadar öyle durduğumu bilmiyorum ama bir terslik olduğunun farkındaydım. Ateşime baktığımda 37.8’i gösteriyordu. Sonra birden mide bulantısı başladı ve banyoya kendimi zor atarak midemde tüm gün boyunca sadece içmiş olduğum bir kase çorbayı çıkardım. Korona olamazdım çünkü daha 4-5 gün önce negatiftim. Muhtemelen üşütmüştüm ya da mide enfeksiyonu geçiriyordum. Kustuktan sonra biraz kendime geldim ama ateşim yine hafif yüksekti. Bir ateş düşürücü aldıktan sonra geceyi rahat uyuyarak geçirdim. Sabah uyandığımda pelte gibiydim. İyidim ama halim yoktu hiç. Annemin zoruyla birkaç lokma bir şeyler yedikten sonra zar zor bir online seans yapabildim ama sonrakilere gücüm olmadığını fark ettim ve erteledim. Ani bir mide bulantısıyla sabah yediğim iki lokma da çıktıktan sonra sinirlerim iyice laçka oldu başladım salya sümük ağlamaya. Annem ‘gel biraz çıkıp dolaşalım’ dedi. Çıkıp dolaşmak o an en son istediğim şeydi ‘sen beni hastaneye çubuğa götür’ dedim. Araba kullanacak bile halim yoktu. Üstüme hemen bir şeyler geçirdim ve yola koyulduk. Önceki günlerden farklı olarak suratımdaki maskeyle nefes alamadığımı gördüm. Maskeyi çıkarınca daha iyidim ama taktığım zaman nefes almakta zorlanıyordum. Hastanedekiler beni artık tanıdıkları için hemen aldılar çubuk odasına. Benim biricik hemşire geldi yine. Bu sefer çubukla beynimi de delse sesimi çıkarmayacaktım. Çünkü hem halim yoktu hem de bu sefer pozitifi bulacağımı hissediyordum. Hemşire beni rahatlatmaya çalışsa da giderken ‘eğer pozitifsem hakkınızı helal edin çok uğraştınız benimle’ dedim.
Eve geldiğimde hemen attım kendimi yatağa. İyi değildim ama ne olduğunu anlamıyordum. Allahtan evde bir adet tecrübeli doktor vardı (babam). Hemen vitaminli kortizonlu bir kokteyl hazırlayıp serum olarak damardan verdi. Biraz gözüm açılmıştı ama yoğun halsizlik devam ediyordu. Önceki iki seferin aksine bu sefer açıp sonuca bakmak istemiyordum çünkü içimden bir ses ‘yarasayı tuttun kızım’ diyordu. Gece birkaç saat uyuduktan sonra saat 3 gibi uyandım. Bir tarafım sonuç belli olmuştur bak diyordu. Bir tarafım da yat uyu sabah öğrenirsin şimdi öğrensen ne olacak diyordu. Ama ben dayanamadım ve aldım telefonumu elime ve tek gözüm açık şekilde baktım. Ne yazıyordu orada pozitif mi? Uyku sersemi yanlış mı görüyordum? Öbür gözümü de açtım ve tekrar baktım ‘pozitifsin kızım yarasayı tuttun’ yazıyordu. Tabi o andan itibaren uyumak ne mümkün! Garip bir şekilde rahatlama olmuştu. En azından artık neyim olduğunu biliyordum. Nur topu gibi koronam vardı. Peki şimdi ne olacaktı? Süreç neydi? Ne zaman kötüleşmem gerekiyordu? Vasiyeti hemen mi yazmalıydım yoksa birkaç gün beklemeli miydim? Bu yaşa kadar karizmamı çizdirmemeye özen göstermiş bünyem kıçıkırık virüsten mi ölecekti? Cenazeme de kimse gelemezdi. Bir başıma garip gureba halde gömülecektim. Bari helvayı çok kişiye dağıtsalardı derken sabahı ettim.
Babamın uyandığını duyunca kalkıp hafifçe kapıyı araladım ve ‘sürpriiiiiiz evde korona var!’ dedim. Babam her zamanki soğukkanlı tavrıyla güldü ve olsun sıkıntı yok dedi. Nasıl sıkıntı yok ya?! Buna basit bir nezle muamelesi yapamazdık. Tabi ki herkese duyuracaktık herkes ahh ahh vah vahh diyecekti. ‘Kaynım da oldu paça çorbasıyla iyileşti’ diye tavsiye vereceklerdi. ‘Sana kesin nazar değdi’ diye motive ediceklerdi. Sıkıntı yok ne demek?! Babama açıklamayı yaptıktan sonra tekrar yattım ve tuvalet ihtiyacı hariç 5 gün sonra yataktan kalkabildim. İlk günün sabahı Sağlık Bakanlığı’ndan aradılar ‘geçmiş olsun Merve ne oldu böyle sana yaa merak etme ilacın birazdan gelicek’ dediler. Hakikaten de 1 saat içinde zil çaldı ve ilacı anneme teslim ettiler. İlk gün 8 (sekiz!) sabah 8 de akşam olmak üzere toplam 16 adet virüs ilacı artı mide ilacı artı C, D, B vitaminleri ve kan sulandırıcı ile birlikte 20 adet ilacı böbreklerime hediye ettim.
Peki sonrasında neler mi oldu? Bir kere o yavaş yavaş giden iştahım tamamen kapandı. İlk 5 gün sadece yarım galeta (o da ilaç içicem diye) ile beslenmeye çalıştım. Babamın kolunda tuvalete gittim geldim ki yatak odamdan tuvalet 10 adım. Evet 10 adımı tek başıma atamayacak kıvamdaydım. Sırt üstü yattığım zaman göğsümde bir ağırlık hissi belirmeye başladı. Yan ya da yüz üstü yattığım zaman daha rahatlıyordum. İkinci günden sonra sırtıma sanki birisi ayağıyla basıyormuş gibi bir his oluştu. Dik duramıyordum. Babam sabah öğle akşam ciğerlerimi dinleyip ‘gayet iyi’ diyordu ama bu beni tatmin etmiyordu. Bir süre sonra paranoyalar başladı. Acaba babam moral vermek için yalan mı söylüyordu? İlk gün arayıp ‘merak etme bir şey olmayacak berabet atlatacağız’ diyen aile hekimimi darlamaya başladım. Allahtan arkadaş gibiydik de arayıp ‘bir bokun yok, şu an kötüye gidiyorsun diyebileceğim hiçbir şey yok aç dizi izle!’ demesiyle bir nebze de olsa rahatlamıştım ama tabi ki dizi izleyecek durumda değildim. Sadece kıpırdamadan yatıyordum ve maalesef sürekli kendimi dinliyordum. Nefesim nasıldı? Kötüleşecek miydim? Ateşim var mıydı? Hastalıktan çok kendimi dinlemek beni yormuştu. günde birkaç kez benimle aynı gün pozitif gelen komşumla mesajlaşıp belirti kontrolü yapar olduk. 'Sende nefes darlığı başladı mı? Ben derin nefes alırken ciğerim acıyor' Fiziksel sıkıntı kadar psikolojim de berbat hale gelmişti. Haberleri duymak istemiyordum. İlk 3 gün telefonumu komşumla haberleşmek dışında hiç açmadım. Hem insanlara yazacak mecalim yoktu. Hem de sosyal medyadaki hastalık haberlerini görmek istemiyordum. Evdekiler de benim bu halimden ötürü ya hiç açmadılar haberleri ya da çok kısık sesle dinlediler.
5. günün sabahı gözlerimi açtığımda günler sonra ilk kez çok yorgun ama iyi hisseder halde uyandım. Sanki vücudum günler süren çok zorlu bir savaşa katılmıştı. Savaşı kazanmıştı ama askerler çok yorgundu. O sabah ilk defa az da olsa bir şeyler yiyebildim. Tek başıma tuvalete gidebildim. Hatta öğleden sonra tek başıma duş bile aldım. Bu benim için ayakta durma rekoruydu. Virüsün vücuduma girdiğini nasıl anladıysam savaşı kaybettiğini ve savaş alanını terk ettiğini de hissedebiliyordum. Benim askerler çok yorgundu ama savaşı kazanmanın mutluluğu vardı.
Bugün 14. günümdeyim. Devletin gönderdiği ilaç 5 günlüktü ama hala vitaminleri beşer beşer içiyorum. Hala yorgunum ama iki gündür yavaş tempoda da olsa yürüyüşlere başladım. Hala arada nefesimi kontrol ediyorum, kendimi dinler gibi oluyorum sonra hemen dikkatimi başka yöne çeviriyorum.
Her şeyden önemlisi buradan yarasaya çok ama çok teşekkür etmek istiyorum. Çünkü kendimi unutmuş, ota boka kafayı takar hale gelmiş, en ufak şeylerden ötürü stres seviyemi yukarılara taşımış ve şimdide yaşamayı unutmuştum. Yarasa sağolsun tüm bunları bana yeniden hatırlattı. Aslında bir nevi ‘napıyorsun sen kendine gel!’ diyerek yüzüme tokadı çarptı. Bu aralar bencilliğimin doruklarındayım. O kafaya taktığım şeyler değersizleşti. Bedenimin ve ruhumun iyiliği önceliğim oldu. İnsanlar ne düşünür? Elalem ne der? İşimde yeterince başarılı mıyım? Biraz daha kilo mu vermem gerek? Tüm bu sorular çöp oldu. Sadece ve sadece kendi istediğim gibi yaşamak, tüm endişelerden uzak bir şekilde istediğim anda istediğim şeyi yapmak, eğlenmek, içmek, yemek, dans etmek, yazmak, küfür etmek, kahkahalarla gülmek..Artık sadece ben kendim ve isteklerim önemliyiz. Size de yarasayı yaşamanıza gerek kalmadan aynısını yapmanızı tavsiye ederim. Şu an bu yazıyı yazarken ilk defa denediğim ve fırından buram buram kokusunun yayıldığı ekmeğimin pişmesini bekliyorum. İyi ki varım. Sefam olsun..

Oncelikle gecmis olsun. Atlatmanıza çok sevindim. Çok bilgilendirici oldu yazdıklarınız. Bir solukta okuduk tümünü. Yeni yazılarınızı hep sağlikli gunlerde yazin. Esenlikler dilerim.
YanıtlaSilÇok teşekkür ederim
SilHepimize geçmiş olsun 🙏🏽 Anlattıklarının aynısını bende yaşadım. Elline sağlık çok güzel yazmışsın. Gerçekten aldığımız her nefesin değerini bilmeliyiz. 1 yıldır o kdr titizlikle korundum. Ama bir şekilde yakalandım ve eşime de bulaştırdım. İkimizde ağır geçirirken onun ateşi hiç düşmedi ve 9. günün sonunda hastaneye kaldırıldı. Son 4 gündürde koruma amaçlı yoğun bakımda yatmakta bugün telefonla görüşme fırsatım oldu moralini yüksek tut ben iyiyim dedi dünyalar benim oldu. Hem nefes almanın hemde eşimin iyi olması beni rahatlattı ve çok mutlu etti. Hayat kısa değerini bilmeliyiz önce sağlık diliyorum 🙏🏽😘 gelmiş geçmiş olsun...
YanıtlaSil