KOKULU, KASVETLİ, ÇİRKİN RENKLİ, DEĞİŞİK KIVAMLI, KARAKTERSİZ BİR MADDE

En yakınlarım çok ciddi boyutlarda tuvalet sıkıntım olduğunu bilir. Bu, huzursuz bağırsak sendromu, kabızlık, cırcır, ‘bunun bağırsağı kısa’ vs. gibi mantığa dayalı açıklamalarla ifade edilecek bir şey değil. Bana ait, kısmen güvenli hissettiğim bölge dışında hiçbir yerde tuvalete girememe bozukluğundan bahsediyorum a dostlar! 


Şimdi burada çocukluğa inecek değilim nereden nasıl geldiğini bilmiyorum. Belki küçükken zorla sokulduğum pis bir tuvalet, belki de Allah tarafından bünyeye verilmiş bir tiksinti durumu. Ancak bildiğim tek şey bu illetin kendimi bildim bileli benimle birlikte olduğu. Şimdi burada sizi kendinizden soğutmak gibi bir amacım yok ama önemli olan iç güzelliği derler ya yok öyle bir şey sevgili okuyucular. İçimiz çoğu zaman pis kokan bir sistemden ibaret. 


Peki benim bu tuvalet tiksintisi durumum nasıl mı gelişiyor? Umumi yerleri hiç saymıyorum bile, arkadaşlarımın evi, akrabalarımın evi,  kaldığım otel odaları hatta bazen kendi evim bile! Pis hissediyorum, rahatsız hissediyorum, kirlenmiş ve kirletmiş hissediyorum. Oturup içimden bir şey çıkarma fikri beni irrite ediyor. Bununla beraber benden önce oraya başkasının hacetlenmiş olması düşüncesi, ya alttan kıçımı fare, yılan ya da timsah kaparsa endişesi, kabahati oraya bırakırken ya su sıçrarsa? Ya o çıkardığım kabahat oradan fırlayıp tekrar bana girerse? tiksintisi derken benim 1983 model boşaltım sistemi komple çökme noktasına geldi. 


Tabi 60 bin yıllık bir sistemi toptan çöpe atmak olmaz artık bir şekilde böyle evrimleşmiş ama yaratıcıya ya da bu sistemi her kim kurduysa kendisine bir sorum var; Boğazımızdan iki lokma bir şey geçti diye kokulu, kasvetli, çirkin renkli, değişik kıvamlı, karaktersiz bir madde çıkarmak ne kadar doğru? Yok muydu bunun daha pratik ve sevimli yolu? Onu da geçtim hadi bunu yaptın bari buna içerde ufak bir bekleme salonu gibi bir şey yapsaydın da olup olmadık yerde ani sancılar eşliğinde sıkıştırmasaydı. Bebekler ve altını tutamayan yaşlılar bu durumdan muaf tabi. Takıyorsun bezi bunlara, istedikleri yerde canlarının istediği şekilde yarın yokmuş gibi sıçıyorlar. Ancak maalesef biz aklı başında yetişkinler için bu iş o kadar da rahat değil. En azından benim için. 


Sıkıntı sırf yukarıda saydıklarımla bitmiyor. İşin bir de sosyal işkence boyutu var. Kabahat geldi sıkıştırdı, güvenilir ve temiz olduğuna inandığın yer buldun ya da belki evindesin ama yalnız değilsin. Hadi gel şimdi o kabahati dışarıdakilerin duyma ihtimaline karşı içinden çıkarmaya çalış. Söylediğim gibi bu sistem doğru yaratılmamış. Bunu sessiz sedasız ve kokusuz çıkmasını sağlayamıyorsun bari susturucu tak. O da yok! Hadi susturucuyu akıl edemedin o zaman yap buna bir tıpa, ayda bir sessiz sedasız kimsenin olmadığı bir yerde açıp boşaltalım bitsin. O da yok. İşte asıl gerginlik burada başlıyor. Tuvaletin dışında kim varsa annen, baban, kardeşin, kuzenin, dayın, amcan, yengen, eşin, sevgilin, dostun..sanıyorsun ki hepsi kapıya kulağını dayamış senin kabahati çıkarmanı bekliyor. Sesi çıkarsın da biz de ondan tiksinelim diyeceklermiş gibi hissediyorsun. 



Her zaman sessiz sedasız çıksa öp başına koy. Ama bunun düşerken çıkardığı floppppp sesi, ardından o 5 metrekare alana yayılan rezil kokusu, eğer iç organlarda durumlar biraz bozuksa çıktıktan hemen sonra fiiyuuuvvvvvvvv, zzzııırrrtttttttttt gibi muhteşem bir finalle duyulan püskürtme sesleri… Hayatında her şey yolunda gitse bile bunlar sayesinde hayattan kopma noktasına öyle bir gelirsin ki Pollyanna mezarından çıksa Allah belanızı versin içi kokuşmuşlar! diyip yeniden yattığı yere girer. 



İşin bitti bir şekilde çıkardın arkadaşı sifona basıp bir daha görüşmemek üzere gönderdin. Elini yıkadın, aynada şöyle bir kendine baktın az önceki hadiseyi unutmak istercesine. Peki her şey bitti mi? Hayır. Senden hemen sonra oraya başkasının girme ihtimali her zaman var. Hele hele kapının önünde bekleyip ‘Daha bitmedi mi? Çok sıkıştım!’ diye darlayan bir hadsiz izansız varsa o küçük tuvalet penceresinden Hande Ataizi gibi sıkışma pahasına kaçıp gitmek istersin. İşte bu tür durumlara karşı yanında ya da evindeki tuvalette her zaman keskin kokulu bir parfüm bulunduracaksın. Bulundurmazsan arkandan söyleneceklere şimdiden hazır ol; ‘yüzü güzel içi çöp, kedi ölüsü mü yedin? Çok geçmiş olsun kaç kişi çıkardı seni lağımdan? Ben senin içine sıçayım!’ 


Sonuç olarak sevgili okuyucu, ya olduğun gibi sıç ya da sıçtığın gibi ol. 

Yorumlar