Şimdi sana çok değil bundan 15 - 20 gün önce deseydim ki ‘insan gözünün göremediği bir canlı yüzünden 1 ay belki daha fazla süre evde kalacaksın hatta o da yetmeyecek dışarı astronot gibi çıkacaksın bir de üstüne saf açık havanın değerini anlayacaksın’ Ne derdin bana? En iyi ihtimalle ‘yaa yürü git vaktimi alma benim’ derdin değil mi? Peki güzel kardeşim vaktini almayayım ama 15 gün öncesine kadar ‘ay zaman nasıl da geçiyor’ derken şimdi geçmek bilmeyen vakitten bol neyin var?
Bugün resmi olarak karantinadaki 11. günüm. Hepinizin bildiği gibi 1 karantina günü 30 Dünya gününe denk geliyor yani ben aslında 1 senedir evdeyim ve para kazandığım esas mesleğim olan psikologluk bu süreçte kendime katiyyen yaramıyor. Bu durumu altımda çizgili pijamam ve şişmiş ayaklarımın fırtladığı terliklerim, üstümde krem rengi ipek gömleğim ve boynumda gümüş kolyemle kameraya gülümseyerek bakıp kadife bir tonla ‘Bu bir süreç ve elbet geçecek. Önemli olan bu süreçten neler öğrendiğimiz..’ diyerek kamerayı kapattıktan sonra ‘artık bileklerimi kökünden kesecem heeaa!!’ diye geçirdiğim mini cinnetlerle anladım.
Peki neler mi oluyor 1 karantina gününde? Teknik olarak karantina gününde gece gündüz eşitliği olmadığı için geceler nispeten biraz daha uzun sürüyor. İlk günler 9:00-10:00 gibi uyanıp ’eyvah geç kaldım!’ anksiyetesi ve sonrasında gelen ‘heee korona günleri..’ hatırlatması yerini ilerleyen günlerde 12:00-13:00 gibi uyanmaya ve uyanınca ’s.çtımın virüsü..’ şeklinde hayıflanmaya bırakıyor. İlk günlerdeki ‘ohhh ne güzel uzun bir tatil, bir sürü kitap, bir sürü dizi ve film’ heveslenmesi yine ilerleyen günlerde ‘Ulan nefesim mi daralıyor yoksa? Bak derin nefes alma ihtiyacı hissediyorum!’ paniğine dönüşüyor ve o panikle gelen yarım saatte bir ateş ölçme seanslarıyla devam ediyor. Kaç kişi ölmüş? Kaç kişi yakalanmış? Kimler kurtulmuş? Zengin ve ünlüler avantajlı mıymış? diye sosyal medya araştırması yapıp haberleri takip ederken o aldığın kitaplar, kaydettiğin filmler yine yalan oluyor ve sabah yine küfürler eşliğinde uyanmak üzere yatıyorsun.
Bu ruh halimin sorumlusu her ne kadar korona desem de bu dönemde en iyi arkadaşlarım olan çamaşır suyu ve dezenfektanlardan da kıllanmıyor değilim. Çünkü ilk günlerde içi dolu cümleler kurarken çamaşır suyu solumaktan, dezenfektanı da sahneye çıkarken parfümü üzerine boşaltan assolist gibi üzerime boşaltmaktan bakışlarımın bile tuhaflaştığını hissediyorum. Çdevrem bugün iyi mücadele verdik be!' diyorum
amaşır suyu, kolonya ve dezenfektana silah arkadaşlarım muamelesi yapıyor bazen içlerinden biriyle göz göze gelip '
Haliyle insan bu dönemde tırlatınca doğal olarak bir destekçi arıyor. Giriyorsun Whatsapp’a bir arkadaşa ya da gruplardan birine yazayım paylaşayım destek alayım diyorsun bir bakıyorsun gruplar senden daha fazla tırlatmış. ‘Çin’den gelen bir arkadaşım anlatıyor asıl ölen 1 milyon kişiymiş’ mi dersin, ‘Gırtlağınıza saç kurutma makinesini sokun ama düğmesine basmayı unutmayın virüsü kesin öldürüyor..’ mu dersin, ‘Biraz da gülelim..korona korum orana burana..’ mı dersin ne dersin? Yahu kardeşim tamam anladık gündem korona, gündem ciddi ama hala yaşıyorken birbirinizi basit bir telefon uygulaması üzerinden korona haberleriyle boğmayın rica ediyorum.
Ha tabi ben bu kadar söylenirken bu karantina işinin hiç mi iyi tarafı yok derseniz var tabi. Bir kere her gün orijinalde patates gibi olan suratıma badana boya yapmak durumunda kalmıyorum. Manikürüm mü geldi, ağda mı lazım, kaşım bıyığım mı çıktı dertleri ise artık dert olmaktan çıktı. Evin içinde Burhan Çaçan gibi gezinmek muhtemelen ömrüm boyunca bir daha tadamayacağım bir deneyim oldu.
Bu süreçte komplo teorisyenlerinin ‘dünya düzeni tümden değişecek’ fikirlerine katılıyorum. En azından şahsi olarak düzeni değiştireceğimi hissediyorum. Mesela bu rehavete kendimi iyice bırakırsam evdeki Burhan Çaçanlığım dışarıda da devam edecek. ‘ay ne güzel kadınsın’ iltifatları yerine ‘tıraşa nereye gidiyorsun?’ soruları gelmeye başlayacak. Yakın zamana kadar kafaya taktığım angaryalar ise tamamen çöp olacak. ‘Bak okudu da cevap yazmadı görüyor musun? Güya dün buluşacaktık. Şu ayı patisi ayaklarım keşke 37 olsaydı..’ vb gibi saniyelik dertler ise artık dert kategorisinden çıkacak.
Peki 1 karantina gününden tekrar 1 Dünya gününe geçtiğimizde neler mi yapacağım? İlk olarak sokağa çıkıp -inşallah pijamaları üstümde unutmam- boş boş etrafa bakacağım. Sahile inip ki hep ertelerdim canım durmak isteyene kadar yürüyeceğim. Kahve içelim mi diye soran arkadaşlarıma ‘işim var be canım başka zaman’ demeyeceğim. Gelen her teklifi değerlendireceğim. Güvenilir bir dövmeciye gidip kendimi dövdüreceğim ve darlanmadan aldığım her nefesi sonuna dek seveceğim. Sen bittin oğlum Korona!
Yorumlar
Yorum Gönder