ÇAKMA TIRNAK

Takma’ ile ‘çakma’ kelimeleri fonetik benzerlikleri kadar anlam olarak da neredeyse aynıdır. Dilimizde son yıllarda ‘orijinal olmayan’ manasında kullanılmaya başlayan ‘çakma’ bana göre aslında ‘takma’yı kullanmaktan sıkılanların ortaya çıkardığı bir sözcük olmuş. Nasıl mı? ‘takma’ ile başlayan kelimeleri ‘çakma’ ile değiştirin. Ne demek istediğimi anlayacaksınız. Hadi size yardımcı olayım. 

Çakma tırnak: Orijinal olmayan, kendinden yapışkanlı tırnak

Çakma kirpik: Orijinal kirpiğin üzerine takmak için sentetik liflerden yapılmış kirpik


Örneklerden ne demek istediğimi anlamışsınızdır umarım. Çünkü şimdi anlatacağım ve yakın zamanda başıma gelen bu olay, özellikle biz kadınların güzel olacağız derken doğallıktan çıkarak sapıttığımızı ve bu yüzden her yerimizin çakma olduğunu düşündürttü bana. 

Takma tırnak..Allah’ın verdiği nimetin üzerine Japon yapıştırıcısı gibi bir yapışkanla benzerini takıp ortamlarda doğallıktan söz ettiren çakma materyal. Pürüzsüzlüğüyle elin tümünü şahane gösteren yuva yıkıcı bir şeytan icadı. Normalde ayı patisi gibi olan elleri bile Emel Sayın eline dönüştürebilen bir mucize…

Uzun zamandır oje sürdüğüm tırnaklarımda ojenin 1 gün bile dayanamamasından şikayetçi olmamdan mütevellit gerek aile üyelerimden gerek arkadaşlarımdan aldığım tavsiye ile ben de bu takma tırnak denen mucizeyle tanışmaya karar verdim. Anlattıklarına göre hem çok pratik hem çok rahat hem de çok güzeldi. E o zaman ben bu mucizeden neden faydalanmayaydım? Tamam, beynimin % 80’i doğallıktan yanaydı. Selülit olsun, çatlak olsun, efendime söyliyeyim ayva göbek olsun. Bunlar hep doğal olduğu için sevdiğim şeylerdi. Ama kalan % 20’lik kısım, yarısı çıkmış ojeyle gezmekten rahatsız oluyordu. 

Kararımı verdikten sonra soluğu en yakın kozmetik mağazasının oje ve tırnak reyonunda aldım. French, nude, mat, yarı saydam, kendinden yapışkanlı, yapıştırıcılı, yapıştırıcı çıkartıcılı… Görevlinin saydığı bu kelimeleri sanki her gün duyuyormuş gibi hatta tırnak konusunda kompetan olmuş gibi davranıp ‘mmm tamam ben biraz kararsız bir insanım sizin vaktinizi almayayım. Siz işinize bakın kasada görüşürüz inşallah’ dedikten sonra kendisini yanımdan uzaklaştırmak suretiyle  tırnakları incelemeye başladım. French denileni biliyordum. Sanki ojesizmiş gibi duran, tırnağın beyaz olan kısmının bembeyaz olduğu, sanki hiç saçını, başını, kulağını, oranı buranı karıştırmıyormuşsun da tırnağının içinde pislik kalmıyormuş gibi ileri derecede bir beyazlık olan stil, French. Her genç kadının çeyiz sandığında olması gereken french tipi tırnaktan bir set attım sepete. Peki ben hiç dışarı çıkıp eğlenmiyor muydum? Gece gezmelerinde giyilecek siyah kıyafetler için güzel bir vişne çürüğü rengi tırnak seti daha buldum ve attım onu da sepete. Önce bunlarla başlangıç yapayım sonra ekstra süslemeli tırnak sanatına geçiş yaparım diye düşünüp iki set tırnağımla kasaya gittim ve tırnaklarımı zimmetime geçirdim. 

Eve gider gitmez 18’lik ergenler gibi kapımı kapattım, müziğimi açtım, yatağımın üstüne oturdum ve tırnaklarımı paketinden çıkardım. Tırnak üstüne tırnak yapıştırmak için mühendis olmaya gerek yoktu ama içimde yine de ‘ya yanlış bir şey yaparsam?’ diye alıkoyamadığım bir heyecan vardı. İleri görüşlülüğümü ve pratik zekamı kullanarak önce kullanım kılavuzunu okudum. Sonra da en küçük tırnağı denemek üzere yapışkanı açtım. Tırnağın içine iki damla damlattıktan sonra ani bir hamleyle ters çevirip kendi tırnağımın üstüne adeta monte ettim. Monte ettim diyorum çünkü iyice yapışsın diye parmağımın ucunu öyle bir sıkmışım ki o tırnağı oradan çıkarmak için kerpeten lazımdı. İlk tırnağımı kolaylıkla yapıştırmış olmanın verdiği gurur ve cesaretle kalanları da yamuk yumuk bir şekilde de olsa yapıştırdım. İlk denemeye göre görüntü hiç fena değildi. 

Bütün gece vücudumun en önemli yeri ellerimmiş gibi davranıp hiç bir yere değmeden mumya gibi dümdüz yattıktan sonra sabah gözümü açar açmaz tırnaklarıma baktım. Asayiş berkemaldi, yoklama tamdı. Gerçekten çok temiz, çok asortik ve çok kibar görünüyorlardı. Tırnaklarıma bir zeval gelmesin diye çok yavaş hareketlerle giyinip hazırlandıktan sonra ofise doğru yola çıktım. Arabada kırmızı ışıkta beklerken ya da trafiğin tıkandığı yerlerde önümdekine ön camdan, arkamdakine dikiz aynasından, yanımdakine yan camdan tırnaklarımı ve ne kadar bakımlı olduğumu göstermeye çalıştım. Gel gör ki onlar sanırım hareket çekiyorum sanıp ‘meczuba bulaşmamak lazım’ der gibi baktılar suratıma  

Ofise ise her zamanki neşeli ve samimi halimin tersine Hollywood Bulvarı’nda yıldızı olan bir aktrist edasında havalı bir giriş yaptım. Ofistekiler ne olduğunu anlamadılar tabi ama kendilerine inanılmaz güzellikte duran tırnaklarımı gösterince bu leydi tavrıma hak verdiler. Öğlene kadar profesyonelliğimi konuşturup arada şaheserime bakarak seanslarıma girdim. Öğle yemeği için ofis yakınlarındaki en elit restoranda yemek yemek için arkadaşları kandırdım. ‘Siz işlerinizi halledin ben önden gideyim. Hem güzel bir masa bulurum hem de kahve içerim’ dedim. Amacım restorana girerken şampuan reklamlarındaki gibi ellerimi saçlarımın arasından geçirirken tırnaklarımı göstermekti ki dediğimi yaptım havalı bir girişle biraz kenarda olan ama herkesi görebileceğim, herkesin de beni görebileceği bir masaya oturdum. Öndeki masada karşılıklı iki beyefendi oturuyordu. Yüzü bana dönük olan tahminimce 50’li yaşların başında kısacık saçlı, gözlüklü, entelektüel tipte biriydi. Arkası dönük olan ise biraz daha genç, daha iri yarı ve çok gür siyah saçları olan biriydi. 

Siparişimi almak için gelen garsona french tırnaklarımın asaletini burnumu kaşıyarak gösterdim ve filtre kahve istedim. Garson gittikten sonra burnumu kaşıdığım sağ elimin güzelliğine bir bakayım dedim. Baktım baktım baktım.. Tırnaklarımda bir tuhaflık vardı. Önce acaba birini düşürdüm mü diye iki saniyelik dehşet yaşadıktan sonra hepsinin yerinde olduğunu anlayıp rahatladım. Ancak beni rahatsız eden bir görüntü vardı. Nitekim, incelemenin üçüncü dakikasında işaret parmağımdaki french ojeli tırnağı tam ters taktığımı anladım. 4 sene oku, üstüne 2 sene master yap, üstüne 3 sene bilmemne yap sonra gel tırnağı ters tak.. Uçta olması gereken beyaz yer dipte, dipte olması gereken yer ise uçta duruyordu. Bir yandan ‘İnsanların söyledikleri kadar zeki değilim. Herhalde ayıp olmasın diye zeki diyorlar bana’ diye düşünürken bir yandan da kendime kızarak tırnağı çıkarıp düzeltmek üzere yandan yandan kanırtmaya başladım. Bunun normalde bir yapıştırıcısı olduğu gibi bir de çıkartıcısı vardı. Lakin ben o manzarayı ne kendim görmeliydim ne de bir başkasına göstermeliydim. İyice hırslanıp diğer elimin baş parmağıyla kanırtmaya devam ettim. Yandan yandan kaldırmaya çalıştıkça sanki bilinçaltımdaki öfkelerle barışıyordum. İşte tam o sırada zaman ağır çekimde işlemeye başladı. Aynı an içinde garson benim yanıma yaklaştı, kahvemi masaya koydu, ben kafamı kaldırıp gülümseyip teşekkür ettim ve o esnada kanırttırarak çıkarmaya çalıştığım tırnağım fırlayıp ön masadaki gür saçlı adamın saçına yapışıverdi! 

Tırnak yapıştırıcısı solumaktan halüsinasyon mu görüyordum? Yoksa az önceki sahne gerçekten yaşanmış mıydı? Suçumun tek şahidi olan garson gülerek apar topar suç mahalini terk etti ve muhtemelen beni tüm arkadaşlarına anlatmak üzere içeri gidip bir daha gözükmedi. Bense tanımadığım bir adamın kafasındaki tırnağımla baş başa kalmıştım. Olayın ilk şokunu atlattıktan sonra ne yapmam gerektiğini düşündüm. En kibar gülümsememi takınıp adamın yanına gidip ‘Çok afedersiniz rahatsız ediyorum ama tırnağım kafanıza yapıştı alabilir miyim?’ mi demeliydim? Yoksa ürkek bir tavırla yaklaşıp ‘Saçınızda beyazımsız bir böcek var şöyle bir elinizle sallayın da düşsün benim fobim var’ mı demeliydim? İki seçenekte de adam benim kafadan kontak olduğumu düşünecekti bu kesindi. Peki, bu olayın şahidi olan garsonu bulup bir miktar para teklif etsem ve adamın kafasındaki tırnağımı almasını istesem kabul eder miydi? Belki ederdi ama o da kafadan kontak olduğumu düşünecekti. Her halükarda bu olayın kafadan kontağı bendim. O yüzden sakinliğimi korumalı, hiçbir şey olmamış gibi davranmalı, ‘saç bu her an her şey yapışabilir’ diye düşünüp hayatıma kaldığım yerden devam etmeliydim. O beyefendi de şanslıysa masadan kalkarken ya da yolda yürürken bir şekilde o tırnak kafasından düşerdi ve her şeyden bihaber hayatına devam ederdi. Eğer şanssızsa eve kafasında benim tırnağımla gider ve evde onu bekleyen bir kadın varsa o tırnak yüzünden birbirlerine girerlerdi. Ya yuva yıkan kadın olacaktım ya da kafadan kontak. Kontaklığı kendime daha yakın bulduğum için yerimden kalktım. Gülerek masaya yanaştım ve yüz ifademi hiç bozmadan beyefendiye doğru eğilip ‘Saçınıza, benzetmek gibi olmasın ama tırnağa benzer bir şey yapışmış’ dedim ve kalan tırnaklarımı, başkalarının bir taraflarına yapışmasın diye çıkartmak üzere tuvalete doğru ilerledim. 


Günün kazananı da kaybedeni de bendim. Olası bir aile faciasını önleyerek kahraman oldum. Çakma tırnağımı tanımadığım bir insanın saçında bırakarak da beceriksiz oldum. Takma tırnak benim neyimeydi?..

Yorumlar