Efendim, Japonya yazı dizisinin çok ses getirmesinden ve çok güzel yorumlar almasından dolayı sizlere güzel bir Fransa yazısı hazırlamaya karar verdim. Yalnız Japonya dizisinden biraz farklı olarak bu sefer size Fransa seyahatimde gidip gördüklerimi değil. Fransa’ya nasıl gidemediğimizi anlatacağım.
Her şey ılık bir Ocak günü, hık deyip burnundan düştüğüm sevgili halamın ‘Fransa’da Haziran’da sanat kampı olacakmış, davet aldım. Benden de ders vermemi istiyorlar’ demesi ve bunu duyar duymaz kendimi yancı kadrosuna eklememle başladı.
Bana seramik konusunda çok yardımları dokunan sevgili aile dostumuz ve değerli eski eşinin organize ettiği bu sanat kampının bir bölümünde halam hocalık yapacaktı. Ben de hem asistanlığını yapacak hem Fransızlarla dostluk kuracak hem yakışıklı Fransızları uzaktan kesecek (belki de yakından) hem de güzel bir Fransa yazı dizisi çıkaracaktım. Üstelik seyahatimiz Paris’te başlayıp Toulouse’da nehir kenarında muhteşem bir çiftlik evinde devam edecekti. Yani rüyamda görsem ancak bu kadarını görebilirdim.
Şubat ayını, gideceğimiz bölgeler hakkında araştırma ve ‘Haziran’a kadar biraz kilo vereyim bari’ diye düşünüp diyet yaparak geçirdim. (diyet 5 gün sürdü ama zaten Şubat kısa) Ben ki 8 ay önceden Japonya için plan yapmış insanım Fransa’ya gitmemize 4 ay kalmışken bavulu hazırlamak lazım diye yana yakıla liste yapmaya başladığım sırada içten içe yüzleşemediğim bir konu Şubat ayının sonunda geldi yüzüme çarptı: Vize lazım..
Canımın içi, buram buram balık ve yosun kokan yavru vatan Japonya’m vize istemediği için kendi vatanımızmış gibi girip çıkmıştık ama Fransa yüzümüze tokat gibi çarpmıştı gerçeği. 25 yaşıma kadar yeşil pasaportumu alnıma yapıştırıp ‘Bakın ben bununla Mars’a bile giderim’ diyerek milletin gözüne gözüne sokan ben, şimdi konsolostan ülkesine gidip avroları saçmak için izin alacaktım. Verirse ne ala..
Mart ayının bir bölümünü ‘Yazın ne yapacaksın? Plan var mı?’ diye soranlara ‘Şekerim 10 gün kadar Fransa’da sanat kampında olacağım. Sonrasını bilmiyorum belki tekneyle açılırım’ diye hava atarak geçirdim. Mart’ın kalan kısmını da ev sahipleri tarafından yönlendirilen ve referans olarak 20 senedir vize alma işi yapmasıyla övünen ‘Vize Mustafa’ ile gerekli belgeler konusunda WhatsApp yazışması yaparak ve gereken belgeleri temin etmeye çalışarak geçirdim. Yedi sülaleme kadar çıkarttığım kimlik bilgilerim, yedi sülalemin tapuları, ruhsatları, banka hesap özetleri ve çalıştığım yerden aldığım ‘Allah belamı versin ki bu hanımefendi burada çalışıyor, sizin ülkenize bir bakıp çıkacak sonra buraya geri dönecek. Dönmesi lazım çünkü kredi kartı ekstresinden 400 metre koşu parkuru olur’ konulu dilekçeyi de ekledim. Vize Mustafa’nın tavsiyesi üzerine -bakın burası çok çok önemli- hem halam hem de kendi adıma çakma bir otel rezervasyonu yapmak için şu meşhur otel sitesine girdim. Madem çakma rezervasyon olacak o zaman uçalım, bizden aşağısı Kraliçe Elizabeth dedim ve Şanzelize’de geceliği 3500 avro olan otelin kral dairesinden 12 günlük rezervasyonu yapıp çıktısını da alıp dosyaların içine ekledim ve Vize Mustafa’ya gönderdim. Kral dairesinden ne işiniz var diye soran olursa da cevabı yapıştıracaktım: Soyumuz saraya dayanıyor!
Vize Mustafa ‘Birkaç hafta sonra parmak izi vermeniz için vize merkezine gideceğiz sonra işlemler bitmiş olacak’ diyerek beni Paris + Tolouse için alışveriş listesi yapmaya teşvik etti. Bir kere Eiffel’i 35 tane açıdan sağlı sollu aşağıdan yukarıdan, avcumun içinde tutuyormuş, işaret parmağımla yukarıdan dokunuyormuş gibi çekmek için akıllı telefonumu daha akıllısıyla değiştirmem gerekiyordu. Ayrıca Louvre’u gezerken rahat etmek için bir hatta iki çift ortopedik ama aynı zamanda prezentabl parmak arası terlik ve tabii o terliklere uygun, terletmeyen, püfür püfür elbiseler olmazsa olmazdı. Gezinin Tolouse kısmı biraz daha sanat odaklı olacağı için gezi notlarımı tutacağım bir defter, Instagram’a yükleyip konu komşuya hava atmak için eşsiz yeşillikleri çekeceğim profesyonel bir fotoğraf makinesi ve her güne özel kombinlemem gereken şapkalar ve gözlükler bavulumun olmazsa olmazlarıydı. (her gün aynı şapka ve güneş gözlüğünü kullanmayacak kadar fenomenim!)
Nisan ayının başında vize merkezinin önünde halamla beraber 25 dakika bekledik ve Vize Mustafa'ya kavuştuk. Daha önce kendi imkanlarımla vize alma tecrübem olmadığı için içeride, oturup çay kahve eşliğinde, 15 dakika içinde parmak izi verip çıkacağımızı düşünüyordum. İçeri girdiğimizde ise düşündüğümün tersine bir manzara ile karşılaştım. 40 küsür tane vezne, 100 kadar bekleme koltuğu ve 200 kadar, sıranın kendisine gelmesini bekleyen insan! Suratımdaki dehşet ifadesini halamdan gizlemeye çalışarak ‘Nasıl olsa bizim Vize Mustafa’mız var. O kadar ekstra parayı boşu boşuna vermedik heralde.’ diye derin bir nefes çektim. Vize Mustafa da beni yanıltmadı ve bizim önümüze geçerek o kalabalığın içine cengaver gibi daldı. ‘Heyytttt be Vize Mustafa, aldığın para sonuna kadar helal olsun dimi halacığım?’ diyecekken Vize Mustafa elinde iki adet sıra numarasıyla geldi. ‘Bunları alın, şu elimdeki dosyaları da alın, şu bekleme yerine oturun, numaratörden kontrol edin, sıranız gelince aha bu dosyalarla gidin, onlar sizi imza için yönlendirirler. Bizim içeride durmamız yasak olduğu için ben dışarıdayım. Birkaç işim var onları halledeyim. Siz halledene kadar dönerim. Ha bu arada içeride telefonla konuşmak yasak. Tamam. Haydi görüşürüz.’ Şokun etkisiyle halamla iki saniyeliğine de olsa salaklaşıp Vize Mustafa’nın suratına aval aval baktıktan sonra ‘E iyi bari oturalım şuraya’ dedik. 15 dakika uzatma oynanmış bir futbol maçı süresi kadar zamanda kah onun bunun gıybetini yaparak kah Fransa planlarımızın üstünden geçerek sıramızın gelmesini bekledik. Bizim numaramız yandığında ise Fransa ülke sınırına koşturan mülteciler gibi koşturduk. Vize Mustafa’nın teslim ederken ‘Her şey tamam, siz sadece görevliye verirsiniz’ dediği dosyaları görevliye teslim edip yüzümüze de en sevimli gülüşümüzü takınıp beklemeye başladık. İlk darbeyi görevlinin ‘Yalnız sizin seyahat sigortanız eksik; seyahatiniz 10 gün gözüküyor. Sigorta ise 7 günlük yapılmış’ demesiyle aldık. Vize Mustafa nerede? Yok. Telefon edelim. Yasak. Biz halamla bir çözüm üretmeye çalışırken ikinci darbeyi görevlinin gözümün içine bakarak ‘Sizin de kimlik fotokopiniz yok’ demesiyle aldık. İki yerden su alan Titanik gibi batmaya başlamışken yüksek zekamı kendisinden aldığım canım halam ‘Ben Mustafa’yı bulmaya gidiyorum. Sen de fotokopi çektir’ diyerek kahramanca bir atılım yaptı. Tam 4 dakika sonra ben elimde kimlik fotokopimle, halam da yanında Vize Mustafa’yla veznenin önünde buluştuk. Beyninin salaklığı yüzüne vurmuş olan Vize Mustafa bu işi sanki ilk defa yapıyormuş gibi ‘Allah Allah yanlış mı olmuş? Neden acaba?’ diye kıvırırken üst kattaki sigorta şirketine çıkıp bir şekilde halletti.
Ben 4 dakikalık stresin saçıma beyaz olarak vurmasından korkarak kendimi koltuklardan birine bıraktım. Ancak bu sefer Vize Mustafa’ya ‘Seni öldürürüm elimde kalırsın!’ bakışı atarak ‘Siz de oturun gitmeyin’ diyiverdim. Zira işimiz daha bitmemişti. Vezneye yani aslında Fransa’ya, bizi ülkesine alsın diye para verecektik. Parayla da kalmayacak parmak izlerimizi ve imzamızı da verecektik. Bize ise sadece haysiyetimiz ve gururumuz kalacaktı. En azından ben o ana kadar öyle sanıyordum. Şans yüzümüze güldü ve ödeme, fotoğraf çektirme, parmak izi verme işi 15 dakikada oldu bitti. Vize Mustafa’nın çok mükemmel bir iş yapmış gibi böbürlenerek ‘3 gün sonra sonuçlanır. Ben alırım pasaportlarınızı. En az 3 ay verirler’ gazlamasına kanıp ‘Sizi de yorduk be Mustafa bey’ diyerek adamı çekip şaaap diye öptüm. O, Vize Mustafa’yı ilk ve son öpüşüm oldu. Halamla da vedalaştıktan sonra Paris hayalleri kurarak ofise doğru yürüdüm.
Başvurumuzdan iki gün sonra önemli bir seminer vermek üzere salona girmek üzereyken ve semineri organize edenlere de ‘Yalnız ben 2 ay sonra Fransa’ya gidiyorum bir sonraki programı lütfen ona göre yapın’ diye gereksiz bir şekilde detay verirken telefonum çaldı. Tanımadığım numaralara şöyle birkaç saniye bakıp anlama gerzekliğini adet edindiğim için danışanlardan biri midir? Açınca otomatik olarak konuşan dolandırıcılar mıdır? Yoksa eski sevgililerimden bir tanesi midir? Açsam mı? Fakat artık içeri girmem lazım, dinleyicilerim benden mahrum kalmamalı. Tamam önemsizse kapatırım 2 dakika daha beklesinler diyerek açtım. Telefonda, ortaokulda sözlüye kalktığımda korkudan altıma bıraktığım kız öğrenci düşmanı, erkek öğrenci sevdalısı fizik öğretmenim Dürdane ayarında bir kadın ‘İyi günler ben Fransa Konsolosluğu’ndan arıyorum’ demesin mi?! İçimden ‘Hahh işte şimdi Allah belamı verdi’ desem de, dışımdan kendinden emin bir şekilde ‘Evet buyrun’ dedim. Yani sanki geçen onca senenin sonunda ben Dürdane’yi sözlüye kaldırıyormuşum gibi oldu. ‘Beni arama haddini kendinde bulduğuna göre umarım geçerli bir nedenin vardır.’ tonunda bir ‘Evet buyrun’du.
‘Önümdeki dosyada başvurunuz var ama burada gördüğüm kadarıyla pahalı bir otelden rezervasyon yaptırmışsınız. Üstelik sonra da iptal etmişsiniz. Pahalı diyorum çünkü bir de o ücreti ödeyecek herhangi bir beyanname, dosyanızda bulunmuyor. Siz orada ne yapacaksınız, nerede kalacaksınız???’ Beş saniye önce Dürdane’yi sözlüye kaldırıcak ukalalıkta konuşan o kız gitti. Yerine Dürdane’nin ‘Kızım anlatsanaaa!!, seri akımları çalışmadın mı?’ diye sorduğu an aşağıya doğru ılık ılık bırakan o kız geldi.
Panik olduğunda zaman kazanmak için soruya soruyla cevap verme tekniğini uygulayayım dedim işleri daha da karıştırdım:
‘Nasıl nerede kalacağız?!’
‘Hanımefendi, otel rezervasyonu yapmışsınız sonra iptal etmişsiniz. Şüpheli hareketler olmuş. Siz neden başvurdunuz? Sizin başvurunuzu neden kabul edelim?’
'Bir dakika hanımefendi! Şimdi siz nereden arıyorsunuz?'
'Fransa Konsolosluğu'ndan!'
'Hımmmm şimdi hatırladım vize vardı, evet, n'olmuş şimdi tam olarak?'
Zaman kazanmaya çalıştıkça solucan deliğine daha çok çekiliyordum
'Merve hanım, otel rezervasyonunuz 40.000 Euro tutuyor. Bana gösterdiğiniz belgelerde bunu karşılayabileceğinizi gösteren gelir belgesi yok. Banka hesap dökümleri de çok iç açıcı değil. Üstelik iptal etmişsiniz. Amacınız ne hanımefendi?!'
Ben o Dürdane tipli kadına ‘Pardon ama siz kimsiniz de bizim başvurumuzu kabul etmezsiniz?’ diye sorardım. Fakat kendisi öyle sert bir tonda konuşuyordu ki sanki iltica edecektik de yakalanmışız gibi seminer salonunun kapısının önünde ılık ılık bırakmaya başlarken ne var ne yok öttüm.
‘Halam var benim. Ressam kendisi. Üstelik yüksek ressam. Sanat kampında ders verecek. Beni de götürüyor sağolsun. Yardım edeceğim. Daha önce de Fransa'yı hiç görmemiştim. Kampı düzenleyen aile dostumuzla kalacağız ama belki oteli orada ayarlarız. Vize Mustafa çakma bir otel rezervasyonu yapmamı söylediği için yaptım. Zaten bence her şeyi Vize Mustafa batırdı. Valla kötü bir niyetimiz yok. 10 gün kalıp döneceğiz.İşim gücüm burada benim hatta şu an seminer vermek üzereyim’
‘……….’
‘Alo? Orada mısınız? Valla olay tamamen böyle Allah canımı alsın yaa’ Genelde deist olarak takılırken panik anlarında yaradana sığınacak kadar da yüzsüz biriyimdir
‘Bir dakika hatta kalın arkadaşlarıma danışmam lazım’
‘Tamam beklerim ben hiç sorun değil.’
Beş saniyelik bekleme süresinden sonra dııııııttttt dııııııtttt sesiyle telefon yüzüme kapatıldı. İçeri girip seminer vermekle bir taksiye atlayıp Fransa Konsolosluğu’na gitmek arasında kaldım. Gidip ne yapacaktım? ‘Beni fizik öğretmeni kılıklı bir kadın aradı onu nerede bulabilirim?’ diye mi soracaktım? Hadi kadını buldum diyelim. Ne diyecektim? Dizlerine kapanıp ‘Güzel ablacım iki gözüm önüme aksın ki biz iyi insanlarız. Zaten ben Fransa’da kalamam kruvasan sevmiyorum. Yahu ben Japonya gibi muazzam bir ülkeye gidip maalesef ülkesine geri dönmüş bir insanım. Senin sidikli ülkene niye iltica edeyim?’ mi diyecektim?
Kapının önünde benim salona girmemi bekleyen dinleyicilere rezil olmamak için telefon suratıma kapatılmış gibi yapmadım. Sanki iki dakikada konsolosluk görevlisiyle kanka olmuşuz da telefonu öyle kapatıyormuşum gibi yaptım. ‘Tamam o zaman tekrar irtibatta oluruz. Yoo rica ederim hiç rahatsız olmadım, bir ara kahvenizi içmeye gelirim. Konsolos beye de çok sevgiler. Oooldu iyi günler, iyi çalışmalar. Sağolun çok mersi’ Telefonu kapattıktan sonra hemen halamı aradım, durumu anlattım ve kendisini de aramaları durumunda direnmesine gerek kalmadığını, aynı benim öttüğüm gibi ötebileceğini söyledim. Ben seminerdeyken kahramanım halam her zamanki iş halledici tutumuyla Vize Mustafa’yı aramış durumu anlatmış. Vize Mustafa da ‘Yanlış konuşmuş, keşke öyle demeseydi ama tamam ben gidip hallederim’ demiş. Sen de haklısın Vize Mustafa, her gün en az iki adet farklı ülkeden konsolosla çay içtiğim için böyle bir hatayı nasıl yaptım ben de anlamadım. Boşluğuma denk geldi kusura bakma..
Olayın üstünden 3-4 gün geçmişti ve halamla ikimiz Vize Mustafa’dan gelecek ‘Tamam onaylandı’ telefonunu bekliyorduk. Vize Mustafa’yı aradığımızda ise ya açmıyor ya da meşgule atıyordu. Yolcuğuluğumuza 1.5 ay kadar bir süre kalmıştı ve ben hem konsolos yüzünden hem de Vize Mustafa yüzünden Fransa havasına giremiyordum. Vize Mustafa ile olay vuku bulduktan sonraki ilk temasımızda kendisi bize kısmen rahatlatıcı bir açıklama yaptı: ‘Konsoloslukta teknik problem var. Elleriyle yazıyorlar pasaportları. Hem sizin gitmenize daha çok var o yüzden acil olanları öne çektiler. Bir problem olmayacak rahat olun.’ Ohhhhh içimizi rahatlattın Vize Mustafa. Artık gönül rahatlığıyla seyahat alışverişimi yapabilirim. Yapabilirim değil mi? Yapamadım. Neden mi? Bakın finalde ne oldu..
Yolculuğumuza 5 gün kalana kadar umut taciri Vize Mustafa’nın çeşitli şekillerdeki umut dolu söylemlerine güvendik. Güvenmez olaydık..
‘Alo Mustafa bey n'oldu bizim vize?’
’Merak etmeyin daha çok var yolculuğunuza, olumsuz bir şey olmayacak’
‘Alo Mustafa bey kaç gün geçti haber yok mu?’
‘Şimdi sizin yolculuğunuza daha var ya o yüzden acil olanları alıyorlar. Sorun olmayacak merak etmeyin.’
‘Alo Mustafa bey unuttunuz bizi. Konsolosluktan haber yok mu?’
‘Yok yok unutmadım ama sizin yolculuğunuza daha var ya o yüzden haber çıkmıyor. Problem yok merak etmeyin’
‘Alo Mustafa?’
‘Valla ben de anlamadım. Aslında daha zaman var sizin yolculuğa sorun çıkmayacaktır ama ben yarın bir sorayım.’
‘Alo Musti?!’
‘Şimdi şöyle ki sizin dosyanın üstüne davetiye bekleniyor yazılmış. Muhtemelen onay vermeyecekler. Zaten 5 gün kaldı yolculuğunuza. En iyisi geri çekin başvuruyu’
‘Vizeli ülkelerde vizesiz kal Mustafa!!!!’

Yorumlar
Yorum Gönder