Bu sabah kafamda tek bir soruyla uyandım;
Hayat bana mı güzel? Gece gördüğüm ama hatırlamadığım bir rüyanın etkisi miydi?
Yoksa beynim düşünememekten korktuğu için mi beni böyle uyandırdı bilemiyorum
ama birkaç dakika cevabı aramak ve tabii ayılmak için öyle hareketsizce durdum.
Kendime net bir cevap veremeyince gün içinde karşılaşacağım insanların hepsine
aynı soruyu sorma kararı aldım: Hayat sana mı güzel?
Kalktım duşumu aldım, bir şeyler atıştırdım,
hazırlandım tam çıkmak üzereyken zil çaldı. Saate baktım ve gelenin kim
olduğunu tahmin ederek açtım kapıyı. ''Merhabaaaa,
bir isteğiniz var mı?'' diye sordu apartman görevlisi Arif Abi. ''Yok abi ama sana bir şey soracağım, hayat sana mı
güzel?'' dedim. Arif abi 3-4 saniye durdu. İyi olup olmadığımdan
emin olmaya çalıştı ve patlattı cevabı; ''2
evim 1 yazlığım 1 arabam var ama gördüğün gibi hala çalışıyorum. Hayat bana
güzel değil be kardeşim yine de şükür tabii, hadi görüşürüz...''
Evden çıktım atladım arabaya ofise doğru yol
almaya başladım. Bu oyuna terapiye gelecek danışanları katıp katmamak arasında
kararsız kaldım. Bu soruyu içselleştirebilecek tek bir danışan seçip sadece ona
sorma kararı aldım. Ofise girince sekreter Aynur her zamanki sıcak
gülümsemesiyle karşıladı. Birkaç dakika boyunca gerçek anlamda havadan sudan
konuştuk. Hava neredeyse 40 dereceydi ve İSKİ suları kesmişti! Aynur söylenerek mutfağa gitti, kahvemi
yaptı, günün programını söyledi sonra oturdu karşıma. 'Yaz boyunca acaba soğuk kahve mi yapsak hocam?’
sorusuna soruyla cevap verdim. ''Aynur
sence hayat sana mı güzel?' Önce bir hata yaptığını düşünüp
endişeyle baktı yüzüme. Soruyu neden sorduğumu anlatınca rahatladı ve uzun bir
''hımmmmmmmmm'' sesiyle düşündükten sonra
cevapladı; ''Yani aslında
çok memnun olduğum söylenemez. Şöyle bir düşününce işim var, para kazanıyorum,
çok sevdiğim bir sevgilim var ve sanırım doğum günümde bana evlenme teklifi
edecek. İdare ediyoruz hocam yaa, napalım yine de bugünümüzü aramayalım yeter...''
İlk
iki seanstan sonra üçüncü seansım soruyu soracağım danışanımlaydı. Her zamanki
gibi o tez canlı haliyle ben sormadan anlatmaya başladı. Anlattı anlattı
anlattı… ‘Yine çok
konuştum dimi?’ diyerek güldü. Karşılıklı gülümsedikten sonra
yönelttim günün sorusunu: ‘Sizce
hayat size mi güzel?’ O kadar afalladı ki bir an için keşke
sormasaydım dedim içimden. 30 – 40 saniye kadar düşündü. Düşünürken bazen
dudağını büktü bazen gülümsedi. ‘O kadar
harika bir soru sordunuz ki muhteşem bir duygu karmaşası yaşıyorum şu an’
dedi. Düşünmek için biraz daha zaman istedi. ‘Hangi sebeplerle buraya geldiğimi biliyorsunuz ama şu
an düşününce o kadar da kötü bir hayatım olmadığını söyleyebilirim. Yine de
tamamen mutlu değilim ama sizce de bu büyük bir adım değil mi?’
diyerek kendisi için gerçekten büyük bir adım attı.
Ofisten
çıktıktan sonra koştura koştura yemek için randevulaştığım arkadaşım Şuşu’nun
yanına gittim. Beni beklerken söylediği beyaz şarabından yudum alırken yüzünü
buruşturarak ‘Nerdesin be kızım!
Ağaç oldum meyve verdim!’ diye söylendi. ‘Bırak şimdi ağacı meyveyi, şunu söyle bana hayat sana
mı güzel?’ dediğimde daha da sinirlendi; ‘Heeee bana güzel. 30’lu yaşlarımın en güzel
zamanlarındayım sevgilim yok, karşıma çıkan adamların amaçları farklı, kazancımdan memnun değilim, çevremdekilerin
hepsi çatır çatır evlenip çocuk yapıp bi de çok büyük meziyetmiş gibi
fotoğrafları gözüme sokuyolar, he evet hayat bana güzel!!!’ Hızını alamamış olacak ki yükselerek devam
etti: ‘Yaaa sen nasıl
psikologsun allah aşkına?! Tek soruyla depresyona soktun resmen bravo!’
Sakinleştirmek epey zamanımı aldı ama ben sorumun cevabını alamadım.
Şuşu’nun
yanından ayrıldıktan sonra geç saat olmasına rağmen önce trafiğin yoğunluğuna
söylenerek sonra evimin dibinde park yeri bulamadığım için cüzi miktarda
küfürler ederek eve girdim. Gündüzün yüklerinden kurtulup hafifledim. Kahvemi
alıp yazmak üzere bilgisayarın başına oturdum. Ancak yazmamda yardımcı olan
ilhamım yanıma uğramadığı için son kalan söylenti kırıntılarını da ilhama
saydırıp geceyi noktalamaya karar verdim. Kahveyi alıp balkona çıktım. Hafif
esintiye karşı farkında olmadan gülümseyerek derin bir nefes çektim. Sonra
birden kahvenin damakta kalan o acı ama zevk veren tadı, yoğun günün sonundaki
sessizlik, yüzüme vuran esinti ve karşı komşudan gelen Aretha Franklin’in sesi
beynimin içinde aynı anda ışıkların yanmasına sebep oldu; Seni bilmem ama hayat bana güzel
lan!
Yorumlar
Yorum Gönder