Başıma ne geliyorsa hormonların kendini bilmezliği yüzünden
geliyor. Bir bakıyorsun gayet dengeli salgılanıyorlar. Bir bakıyorsun coşkuyu
şelale kıvamında verip yoldan geçen insanlara saldırmama sebep oluyorlar. Bazen
de gıdım gıdım salıyorlar malzemeyi. Sırf, ben bir şey yapamayayım, ot gibi
durayım diye…
İşin kötü tarafı çevreden gelen ‘ne oldu sana, neyin var,
iyi misin, bir şey mi oldu, telefonu neden açmıyorsun?’ vb. sorular sayesinde
anladım olan biten tuhaflığı. Doktorlar, tahliller, efendime söyleyeyim ‘aynısı
bende de vardı sinameki kaynattım 10 günde cillop gibi oldum’ diyenler falan
derken muazzam güzellikte bir tiroid hastası olduğumu öğrendim. O, su içsem
yarıyor şekerimler, ne yapsam kilo veremiyorumlar, kimse beni sevmiyorlar,
neden benimle ilgilenmiyorsunuzlar hep bu tiroid minnoşundanmış. İnsan
hastalığına sevinir mi? Vallahi sevindim! Doktora ilk cümlem ‘bana öyle bir ilaç ver ki beni hem
normale döndürsün hem de yiyip yiyip kilo almayayım’ oldu. Doktor altta kalır
mı? Yapıştırdı cevabı: ‘hiiiç merak etme sen bile tanıyamayacaksın kendini’
Doktor bu şekilde gaz verince sandım ki ilacı aldıktan bir süre sonra bacak
boyum 120 cm, popom da yedi göbek Brezilyalıymış gibi olacak. Nasıl bir değişiklik
mi oldu? Dur anlatayım.
İlk değişiklik kendimle ilgili oldu. Kendimle tanıştım,
aynada fena gelmedim gözüme ve yakından tanıma kararı aldım. Kendime kendimle
ilgili sorular sormaya başladım. Nelerden hoşlanırım? Nelerden hoşlanmam?
Kendimle ilgili düşüncelerim neler? Kızdığımda nasıl davranırım? Kendimi en çok
mutlu hissettiğim yerler nereler? Kimleri severim? Kimlerden haz etmem? Vs. vs.
vs... Sorulara cevap vermeye başladıkça kendimi tanımaya başladım. Kendimi
tanımaya başladıkça kendi kendimin hoşuna gitmeye başladım. Kısacası şu aralar
kendi kendimle flört halindeyim.
Islak odunla 10 gün dövseler karşılık hissetmediğimde
hislerimi söyleyemez biriydim. Şimdi ise içimin ısındığı birine (okuyor
olabilir isim vermiyorum, evet evet senden bahsediyorum aslında) adımlarımı tek
tek atıyor da olsam yürümeye başladım. Aradığında mutlu olduğumu söylemeler,
görmek istediğimi söylemeler, ohooo adımlarım havada uçuşuyor resmen! Kısacası
yolun sonu uçurumsa yolu değiştiririz deyip sonuca değil gittiğim yola
odaklandım. Sanatçının da dediği gibi muhtemelen aşk!
Bir cesaret geldi üzerime ki öyle böyle değil! Çık çatıdan
atla deseler ‘amaaan bir daha mı geleceğiz dünyaya’ deyip atlar, muhtemelen bir
daha da dönmem ama çok da fifi be! Kim ne söylemiş? Hakkımda ne düşünmüş?
Kızmış mı? Sevmiş mi? Düşünmüyorum, beynimi de ruhumu da yormuyorum. Kısacası
vurdumduymazlığımın doruklarındayım inmeye de pek niyetim yok.
Gelelim 120 cm meselesine. Brezilya bu kararıma üzülecek ama
düşündüm taşındım olduğum gibi devam etme kararı aldım. Hem aramızda 40 cm’nin
lafı mı olur?!
07.04.2016 00:10
Yorumlar
Yorum Gönder