Lafı hiç uzatmayacağım, çocukluktan beri kalabalık yerleri hiç sevmeyen biri olarak çok uzun bir süre sonra semt pazarına gittim ve bir gün içinde pazar raconunu öğrendim. Başıma neler mi geldi? Buyrun...
Kendimi kalabalığın sıkıntısına hazırlamış halde pazarın girişine adımımı atar atmaz sağ taraftan bir ses bombası geldi: "Geeelll ablaaam, giy bu çorabı kocan sana yeniden aşık olsun. Geeel be ablaam geeeeel!" Sadece gülümsemekle yetindim ama çorapçı beni bir anda bütün pazara ifşa ediverdi:"Kocaa gözlü ablaaam geeel öyle uzaktan bakma! Gel bak sana cicişlerin çorabından vereyim, geeelll gelll!" Bir an için bütün pazar ahalisinin dönüp bana baktığı hissine kapıldım ama herkes tezgahlardan bir şeyler kapma derdindeydi. Kısık bir sesle "Dönüşte uğrarım." demeye çalıştım ama o çoktan başka bir teyzeye ısrarlı bir şekilde takılıyordu. Hem biraz bozulmuş hem de benim yakamdan düştüğü için rahatlamıştım. Sağa sola bakarak biraz yürüdüm. Yürürken biraz gelene geçene baktım. Gelenler ikiye ayrılıyordu. Bir kısım -ki bence çoğunluktu- yanına bir arkadaşını alarak gelmişti. Sohbet ederek yürüdükleri için yavaş hareket ediyorlardı. Diğer kısım da benim gibi tek başına gelip hızlı hızlı alışverişini yapıp bir an önce çıkmak isteyen gruptu. Hızlarını durduran tek şey vardı; Aniden görülen tanıdık bir sima. Pazar arabalarıyla yürüme güzergahının tam ortasında durup hızlandırılmış olarak birbirlerinin yedi sülalelerinin sağlık sıhhat durumunu öğrenip yeniden tezgahlara koşturuyorlardı.
Biraz yürüdükten sonra bir çanta tezgahı çarptı gözüme. Önü biraz kalabalık olduğu için yan tarafta kendime bir yer buldum. Bir kadın 40 liralık çantayı 15 liraya indirmek için neredeyse tezgahın üstüne çıkacaktı. Benim dışımdaki herkes çantacıyla pazarlıkçı kadın arasındaki çekişmeyi gülerek izliyordu. Bense şaşkınlıktan ne yapacağımı şaşırmıştım. Çetin geçen mücadeleyi çantacı kazanmıştı. Fakat teyze vazgeçecek gibi durmuyordu. O kargaşa esnasında bir çanta buldum ve utana sıkıla fiyatını sordum. Çantacı, pazarlık zaferinin sarhoşluğuyla "35 ama sana 30'a olur ablacım" deyiverdi. Bu cümleyi duyan pazarlıkçı teyze daha da çıldırdı; "Ben her hafta geliyorum bana nasılindirim yapmazsın yer cücesi!" diye bağırırken "Tamam vazgeçtim almıyorum" dedim ve hemen uzaklaştım.
Ortada konuşanların bir sağından bir solundan ilerleyerek başka bir çanta tezgahına yanaştım. Bir öncekine göre çok daha sakin bir tezgahtı. Tam bir tanesini incelemek üzere alıyordum ki yandan gelen bir darbeyle yan tarafa savruldum. Neredeyse üç katım kadar olan bir kadın, öldürücü bir vuruşla elime almak üzere olduğum çantayı kapmış arkaya doğru sesleniyordu: "Kıymeeeeeet baaak istediğin çantadaaan kooşşş!" Neye uğradığımı şaşırmış halde başka çantalara bakmaya başladım. O sırada tezgahın sahibi gülümseyerek, teyzenin elimden kaptığı çantanın aynısını uzattı bana. "Sen daha pazar raconunu bilmiyorsun abla. Tezgahın çevresinde ufak bir boşluğu gözüne kestirip yerleşeceksin. Malları seçerken atak olacaksın. Pazarda utanma sıkılma olmaz yırtık olcaksın." diyerek ufak çaplı bilgi verdi. "Bu çantayı da kaçırma normalde 40 sana 30 olur." dedi. Teşekkür edip çantayı aldım ve daha fazla ilerlemeyi göze alamayıp geri dönüş güzergahına yöneldim.
Hızlı adımlarla başladığım yere doğru yürümeye başladım. Uzaktan ilk baştaki çılgın çorapçının sesi geliyordu; "Geeeel ablaaam giy şu pembeyi kendine koca bul!" diye bağırıyordu birine. Beni görmesin diye karşısındaki tezgahın önünden geçme kararı aldım. Fakat aldığım kararın yanlış olduğunu önünden geçerken anladım. Zira çorapçıya tercih ettiğim tezgah iç çamaşırı tezgahıydı ve tezgahın başında kafasına sütyen geçirmiş bir adam, tam önünden geçerken "Ablaaaa gel ikizleri ihmal etmeee, düşmesinler yazık olur! diye bağırıverdi. Hiç oralı olmadan yürümeye devam ettim. Çıkarken buranın çok farklı bir dünya olduğunu ve pazar tentelerinin altında hayatta kalmak için belli başlı kuralları bilip uygulamak gerektiğini anladım ve gülümseyerek uzaklaştım...
15.10.2014 21:41
Kendimi kalabalığın sıkıntısına hazırlamış halde pazarın girişine adımımı atar atmaz sağ taraftan bir ses bombası geldi: "Geeelll ablaaam, giy bu çorabı kocan sana yeniden aşık olsun. Geeel be ablaam geeeeel!" Sadece gülümsemekle yetindim ama çorapçı beni bir anda bütün pazara ifşa ediverdi:"Kocaa gözlü ablaaam geeel öyle uzaktan bakma! Gel bak sana cicişlerin çorabından vereyim, geeelll gelll!" Bir an için bütün pazar ahalisinin dönüp bana baktığı hissine kapıldım ama herkes tezgahlardan bir şeyler kapma derdindeydi. Kısık bir sesle "Dönüşte uğrarım." demeye çalıştım ama o çoktan başka bir teyzeye ısrarlı bir şekilde takılıyordu. Hem biraz bozulmuş hem de benim yakamdan düştüğü için rahatlamıştım. Sağa sola bakarak biraz yürüdüm. Yürürken biraz gelene geçene baktım. Gelenler ikiye ayrılıyordu. Bir kısım -ki bence çoğunluktu- yanına bir arkadaşını alarak gelmişti. Sohbet ederek yürüdükleri için yavaş hareket ediyorlardı. Diğer kısım da benim gibi tek başına gelip hızlı hızlı alışverişini yapıp bir an önce çıkmak isteyen gruptu. Hızlarını durduran tek şey vardı; Aniden görülen tanıdık bir sima. Pazar arabalarıyla yürüme güzergahının tam ortasında durup hızlandırılmış olarak birbirlerinin yedi sülalelerinin sağlık sıhhat durumunu öğrenip yeniden tezgahlara koşturuyorlardı.
Biraz yürüdükten sonra bir çanta tezgahı çarptı gözüme. Önü biraz kalabalık olduğu için yan tarafta kendime bir yer buldum. Bir kadın 40 liralık çantayı 15 liraya indirmek için neredeyse tezgahın üstüne çıkacaktı. Benim dışımdaki herkes çantacıyla pazarlıkçı kadın arasındaki çekişmeyi gülerek izliyordu. Bense şaşkınlıktan ne yapacağımı şaşırmıştım. Çetin geçen mücadeleyi çantacı kazanmıştı. Fakat teyze vazgeçecek gibi durmuyordu. O kargaşa esnasında bir çanta buldum ve utana sıkıla fiyatını sordum. Çantacı, pazarlık zaferinin sarhoşluğuyla "35 ama sana 30'a olur ablacım" deyiverdi. Bu cümleyi duyan pazarlıkçı teyze daha da çıldırdı; "Ben her hafta geliyorum bana nasılindirim yapmazsın yer cücesi!" diye bağırırken "Tamam vazgeçtim almıyorum" dedim ve hemen uzaklaştım.
Ortada konuşanların bir sağından bir solundan ilerleyerek başka bir çanta tezgahına yanaştım. Bir öncekine göre çok daha sakin bir tezgahtı. Tam bir tanesini incelemek üzere alıyordum ki yandan gelen bir darbeyle yan tarafa savruldum. Neredeyse üç katım kadar olan bir kadın, öldürücü bir vuruşla elime almak üzere olduğum çantayı kapmış arkaya doğru sesleniyordu: "Kıymeeeeeet baaak istediğin çantadaaan kooşşş!" Neye uğradığımı şaşırmış halde başka çantalara bakmaya başladım. O sırada tezgahın sahibi gülümseyerek, teyzenin elimden kaptığı çantanın aynısını uzattı bana. "Sen daha pazar raconunu bilmiyorsun abla. Tezgahın çevresinde ufak bir boşluğu gözüne kestirip yerleşeceksin. Malları seçerken atak olacaksın. Pazarda utanma sıkılma olmaz yırtık olcaksın." diyerek ufak çaplı bilgi verdi. "Bu çantayı da kaçırma normalde 40 sana 30 olur." dedi. Teşekkür edip çantayı aldım ve daha fazla ilerlemeyi göze alamayıp geri dönüş güzergahına yöneldim.
Hızlı adımlarla başladığım yere doğru yürümeye başladım. Uzaktan ilk baştaki çılgın çorapçının sesi geliyordu; "Geeeel ablaaam giy şu pembeyi kendine koca bul!" diye bağırıyordu birine. Beni görmesin diye karşısındaki tezgahın önünden geçme kararı aldım. Fakat aldığım kararın yanlış olduğunu önünden geçerken anladım. Zira çorapçıya tercih ettiğim tezgah iç çamaşırı tezgahıydı ve tezgahın başında kafasına sütyen geçirmiş bir adam, tam önünden geçerken "Ablaaaa gel ikizleri ihmal etmeee, düşmesinler yazık olur! diye bağırıverdi. Hiç oralı olmadan yürümeye devam ettim. Çıkarken buranın çok farklı bir dünya olduğunu ve pazar tentelerinin altında hayatta kalmak için belli başlı kuralları bilip uygulamak gerektiğini anladım ve gülümseyerek uzaklaştım...
15.10.2014 21:41

Yorumlar
Yorum Gönder