Daha 3 yaşındayken kahve telvesi yiyen biri olarak kafeine olan düşkünlüğüm tartışılamaz. Güne kahve ile başlarım, günü kahve ile kapatırım. ''Şekerim kahve içmedim başım ağrıyor'' cümlesini bütün asabiliklerimin bahanesi olarak kullanırım. Hal böyle olunca kahve çeşitlerini de iyi bilirim. Bununla birlikte, en çok bilinen kahve zincirinin bir iki şubesini benim zengin ettiğime dair rivayetleri de ara ara duyarım. Çoğu zaman bu güzide içeceği kötü emellerime alet eder, geçiştirmek istediğim birine ''Bi ara kahve içelim ya'' der ve uzunca bir süre aramam.
Geçenlerde o karton kutuya adının yazıldığı kahve zincirinin en sakin şubesinde oturup hem kahvemle ayılmaya çalışıyor hem de gelen gideni kesiyordum ki kafamda bir ışık yanıverdi. İçilen kahveye göre edilen muhabbetin değiştiğini fark ettim. Mesela Türk kahvesi içiyorsan dedikodu kaçınılmaz oluyor. Üstelik hemcinsini çekiştiriyorsun. Kimi zaman yerden yere vuruyorsun, en can alıcı cümleyi söyledikten sonra da çekiyorsun bir hüp; ''Ama şekerim kimse kusura bakmasın o da yani aldatılmayı hak etti... hüüüüüüppppp''
Ecnebilerin Latte dediği esasında sütlü kahveden ibaret olan şeyi içiyorsan muhabbet biraz daha yumuşaktır. Sezon sonu indirimlerinden Leyla'nın elmacık kemiklerine dolgu yapan ama çok doğal gözükmesini sağlayan doktorun yetenekli ellerine kadar her türlü kişisel bakım konuşulur. Araya aşk meşk katılır ama Türk kahvesinden farklı olarak başkasını yerden yere vurmazsın, kendi ilişkinden dem vurursun ve hüpletirsin; ''İlk zamanlar her gün konuşurduk şimdi aklına gelirse yazıyor ya da arıyor... hüüüüüüüüpppp''
Çoğu kişinin ''Ekspresso'' dediği ama asıl adı ''Espresso'' olan acı ama 2 saatlik uykuyla duranı 10 saat uyumuş gibi bir hale getiren kahveyi içerken muhabbet espresso gibi serttir. Pek kişisel konuşulmaz, siyaset, ekonomi, vizeler, finaller, iş güç, hayat gailesi derken kahveyi son bir hüpletir muhabbeti de kısa kesersin; ''Ben gidişatı iyi görmüyorum Allah sonumuzu hayır etsin... hüüüüüüüppppp''
Espressoya biraz süt ve süt köpüğü ilave edilince olur onun adı Cappucino, muhabbet yine serttir, daha çok şikayet içeriklidir ama işin içine süt girdiği için biraz yumuşar. Sevgiliden, eşten, üst komşunun gürültüsünden şikayet edersin ve hüpletirsin; ''En sonunda çıkıcam yukarı geçiricem kafasına oklavayı o zaman görecek... hüüüüüppppp''
Amerikalı abilerin buluşu olan Mocha ise tam bir efsanedir. Çünkü işin içine kakao girer, çikolata girer. İstesen de sıkıcı bir muhabbet kuramazsın. Hele bir de içine vanilya, fındık, ahududu vs. şurubu koydurursan o gün senden mutlusu olmaz, o ruh halin muhabbetine de yansır, espriyi patlatıp çekersin bir hüp; ''Yaa sal gitsin dönerse senin değildir, dönmezse senindir. hüüüüüüpppp''
Çeşitler bu kadar değil tabii ama hangisinden içilirse içilsin olayın özünde keyif almak vardır. Şimdi benim iki seçeneğim var; Ya çıkıp üst komşuyu ve yerinde durmayan veledini doğrayacağım ya da gidip bir Cappucino alacağım, kahve içmedim şekerim başıma vurdu aaaa!

Yorumlar
Yorum Gönder