En Yakın Arkadaşım F.'nin Rahmetli Kedisi

 En yakın arkadaşım F.'den ve onun siyah piyanosundan daha önce bahsetmiştim. Şimdi de en yakın arkadaşım F.'nin hayatındaki en önemlilerden olan kedisi S.'den bahsedeceğim. S. Norveç-Tekir kırması, kedi sevmeyen biri olan bana bile kendini çokça sevdirmiş bir kediydi. Bol tüylü vücudu, soğuk bakışı, erkek kedilere yüz vermemesi onu gayet asil bir hale sokuyordu. F. ile dubleks olan evlerinin merdiveninde oturup platonik manitalarımız için hayaller kurduğumuzda, onlarla buluşma canlandırmaları yaptığımızda, gelecekle ilgili planlarımızda S. hep vardı. Bizi bir kenardan izlerdi, dinlerdi ve bize ''Boşa konuşuyorsunuz'' der gibi bakardı. Aile dışından kimseyi sevmezdi. Yabancı biri gelince kimsenin göremeyeceği bir yere saklanırdı. Bir kişi hariç; Ailenin anne, baba, abi, F. ve kendisinden sonraki 6. üyesi olan ben! Ben F.'lere gittiğimde kaçmazdı. Özel bir selamlaşmamız vardı. Eve girdiğimde eğilirdim alınlarımızı birbirine sürterdik. S.'nin bakışları yine soğuk olurdu ben de ondan çekinirdim ama beni sevdiğini bilirdim.
  S. ile asıl yakınlaşmamız F.'lerin 1 haftalık yurt dışı tatiline gittiklerinde oldu. F. üstüme büyük bir sorumluluk vererek ailenin beşinci üyesini bana emanet etti. Her gün uğrayıp leş gibi kokusundan yakındığım mamasından vericektim. Suyunu eksik etmeyecektim. İlk gün çekinerek girdim eve ama S.'nin beni merdivenlerde karşıladığını görünce rahatladım. Mamasını yine söylenerek koydum; ''Yahu S. bu leş kokulu şeyi nasıl yiyorsun allasen?'' ''Çok konuşma da yemeği koy önüme'' der gibi baktı. Yemeğini suyunu koydum, etrafı kolaçan ettim ve çıktım. Ertesi gün gittiğimde S. beni kapıda karşıladı. ''Nerede kaldın?'' der gibi bakıyordu. 10 saniyeliğine nefesimi tutarak mamayı koydum, suyunu ayarladım. Tam çıkacaktım ki ''maauuvvv'' dedi. Baktım, canı sıkılmış gibi duruyordu. Döndüm, merdivenlere yöneldim, her zamanki yerime, ikinci basamağa oturdum. S. de gelip yanıma F.'nin yerine oturdu. F. evde olmadığı için yerine oturmasına bir şey demedim. Bir süre bakıştık sonra başladım anlatmaya: ''Çok hoşlanıyorum ama nasıl açılacağımı bilemiyorum...Ben kaç defa söyledim F.'ye git konuş dedim uzaktan bakmaktan başka bir şey yapmıyor...'' Yarım saate yakın anlattım da anlattım. ''Artık gideyim'' dediğimde ses çıkarmadı, anlaşılan başını şişirmiştim. Üçüncü gün giderken elimde kahve dolu kupamla gittim. S. yine kapıdaydı, eğildim alınlarımızı sürtüştürdük. Belli ki sıkılmıştı ''Hadi otur da şu ikinizin berbat aşk hayatını'' anlat der gibi bakıyordu. Kötü kokulu mamayı koydum, su kabını doldurdum. Kahvemi aldım yerime geçtim, bu sefer üçüncü basamağa oturdum. S. yine ikinci basamakta F.'nin yerini tercih etti. Kafasını kaldırıp o soğuk bakışlarıyla ''Hadi başla'' der gibi bir ''Maauuuvv'' sesi çıkardı. Başladım anlatmaya, dertlerimizle çok sıkmadım. Dedikodu yaptım daha çok. 17-18 yaşa yakışır tarzda dedikodu yaptım. Kahvemi bitirdim, ''Hadi bana müsaade, yarın seninle beraber çiçekleri sulayalım'' dedim. Sonraki dört gün boyunca hep kahve dolu fincanımla gittim. F. bunu okuyunca kızacak belki ama iki üç yudum da S.'ye kahve içirdim. F.'lerin geleceği gün, evden çıkarken S. bana yine soğuk ama minnettar bir bakış attı. Aramızdaki asıl sevgi bağı işte o zaman oluştu.
  S. geçen sene öldü. Kendi cinsine göre fazla fazla ve dolu dolu yaşadı. Ailenin 6. üyesi olarak onu onlar kadar ben de çok özlüyorum. Arada aklıma geldiğinde kendi kendime diyorum ki '' S. hayatta olsa da ona kahvemden versem o da bana o leş kokulu mamasından ikram etse...''  
13.11.2013 14:13

Yorumlar