Meslek hayatımda gördüğüm vakalar arasındaki sıklığından mıdır yoksa benim kumaşımda minik bir defo olmasından mıdır nedir bilemem ama bazen kendi kendimi zorla depresyona sokmaya çalıştığım doğrudur. Depresyonu büyülü bir dünya, entellerin takıldığı salaş birkahve zanneden saftirik beynim mutsuzluğu o kadar merak ediyor ki ittire kaktıra o depresyona girmeye çalışıyor. Ama olmuyor işte kardeşim! Ne yaparsam yapayım o kapıdan içeri giremiyorum. Denemedim mi sanıyorsun dur bak anlatayım.
İlk etapta ilişkisinde sorunlar yaşayan ya da bir ilişkisi olmadığı için evde kaldığını düşünüp kendini çikolataya gömen arkadaşlarımla vakit geçirdim. Sadece cinsellik için kullanıldığını düşünen hatunlardan, sadece parası için kendisiyle beraber olan kızlardan yakınan erkekarkadaşlarıma kadar hepsini dinledim. Empati yaptım. Tribe girmeye çalıştım. I ıhhh, olmadı. İlk yarım saat 'işte bunların alayı böyle, bunlara güven olmaz, bunlara insan muamelesi bile yapmamak gerek' diye söylenip mutsuzluğa doğru gitmeye çalıştım. Tam umutsuzluğa kapılıp gözümü yaşlarla dolduracaktım ki eşinin saçına konmuş yaprak parçasını sevgi dolu bakışıyla alan amcayı görünce umut depolarım yine ağzına kadar doluverdi. Aradığım depresyonu 'Benim hayatımda neden hiç kimse yok?' diyerek ağlamaya başlayan arkadaşımın gözyaşlarında bulurum diye tahmin yürütüp ona yöneldim. O ağladıkça benim de hayatıma kolay kolay kimse girmez diye düşünüp ben de coştum. Depresyon kapısı tam ardına kadar açılmıştı ki bu sefer de aklıma televizyonda görüp beğendiğim ve bulurum tanışıp ayağıma kadar da getirtirim dediğim ve dediğimi yaptığım adam geldi. Gerçekten istediğimde başarabildiğimi hatırladığım an depresyonun kapısı suratıma çat diye kapandı.
Depresyonu yanlış yerde aradığıma kanaat getirip soluğu iş hayatında maddi manevi mutsuzluk çeken arkadaşımın yanında aldım. Üniversiteyi bitirmiş, üstüne bir sürü eğitim almış ancak hedeflediği hayat tarzının yarısını bile yaşayamıyor. Her zaman borçlu, her zaman daha fazla çalışma ve üretme peşinde ve her daim mutsuz. Hah işte mis gibi depresyon sebebi deyip başladım onunla beraber kendimi de sorgulamaya. Ben, arkadaşımdan daha fazla okudum daha fazla çabaladım ama ben de hak ettiğimi kazanamıyorum diye hayıflanmaya başladım. Tam moda girecekken telefonum çaldı. Yeni bir iş anlaşması yapmak isteyen şirketin müdürü arıyordu. Depresyonun kapısından içeri adımımı atacakken müdür bey beni geri çekti.
Son çare olarak aktivist arkadaşımla buluştum. Mutsuzdu, yüzü gülmüyordu. Nasıl iyi olsundu? Memleket yangın yerine dönmüş, insanlar yok yere ölüyor, her şey ateş pahası, özgürlükler kısıtlanmış.Oldukça mutsuzdu. Anlattıkça sinirlendi. Sinirlendikçe anlattı. Çok sinirlendim. Sinirden gözlerim doldu ama yine olmadı. Yeni nesilin gayet bilinçli olduğunu hatırladım. Umut depolarım yarıya inmişken yine tam doluverdi. Uzun lafın kısası ne yaptıysam beceremedim, depresyona giremedim be arkadaş!
Kıssadan hisse: Pollyanna olma ama kendi potansiyelinin de farkında ol, hadi öptüm.

Yorumlar
Yorum Gönder